AI assistant
GÜLER YATIRIM HOLDİNG A.Ş. — Capital/Financing Update 2011
Aug 17, 2011
8793_rns_2011-08-17_8025b5d8-db02-42af-a9ec-bc1674a388ea.pdf
Capital/Financing Update
Open in viewerOpens in your device viewer
BASKENT BABİYE KÜMÜLÜĞÜ YATIRIM YAPIMASI
1. FAALİYET KONUSU DEĞİŞİKLİĞİNİN GEREKÇESİ:
2009 yılında dünya genelinde yaşanan ekonomik krizin ardından başta gelişmiş ülkeler olmak üzere birçok ülke ve bölge merkez bankası, krizin çözümü için çareyi büyük miktarda likiditeyi piyasaya vermekte bulmuşlardır. Likidite bankalar üzerinden kullandırılmış, bankalar trilyonlarca dolar büyüklüğündeki bu kaynağı sermayelerini güçlendirmenin yanında sermaye piyasası araçlarına yatırım yapmak için kullanmışlardır. 2011 yılına gelindiğinde global ekonomide henüz krizin etkileri sürmesine rağmen, başta emtia olmak üzere menkul kıymetleştirilmiş tüm sermaye piyasası araçlarında fiyatlar kriz öncesi seviyelere ulaşmış, bir kısmında ise yeni tarihi zirveler gerçekleşmiştir.
Menkul kıymet piyasasındaki bu hızlı fiyat artışlarına rağmen, organize piyasalarda işlem görme fırsatı olmayan sahalara global likiditeden girişler sınırlı kalmış, bu yüzden borsalarda işlem görmeyen varlık ve hisse senetlerinde göreceli yüksek fiyat avantajları ortaya çıkmıştır. Türkiye özelinde bu anlamda en cazip yatırım sahalarından biri KOBİ olarak bilinen kurum ve kuruluşlardır.
Şirketimiz, menkul kıymet yatırım ortaklığı statüsünden çıkması ile görece fiyatı düşük ancak yüksek büyüme ve karlılık potansiyeline sahip sahalarda yatırım yapabilecektir. Bu amaçla, şirketimiz yeni şirketler kurabilecek, kurucusu olduğu veya iştirak ettiği şirketlerin yönetim hakimiyetine ve sermayesinin çoğunluğuna sahip olabilecek ve böylece yatırımlarında esneklik kazanarak yatırım fırsatlarını daha verimli değerlendirebilecektir. Nihai hedef olarak, toplam sermaye karlılığına daha yüksek seviyelere taşıma fırsatını ele geçirecektir.
2. FAALİYET DEĞİŞİKLİĞİNE, YATIRIM YAPILMASI PLANLANAN ALANLARA VE YATIRIMLARA İLİŞKİN BİLGİLER:
Türkiye, son 60 yıldır yetiştirdiği girişimci gücü, jeopolitik konumunun getirdiği büyük avantaj ve son 10 yılda sağlanan mali disiplini bozmadan büyüme başarısı ile tüm dünyadan profesyonel yatırımcıların yoğun ilgisini çekmektedir. Türkiye'nin önümüzdeki 10 yıllarda da yıldızı parlayan bir ülke olacağı, uluslar arası yatırım şirketlerinin ortak kanaatidir. Bu genel potansiyele ilaveten bazı sektörlerin daha hızlı bir gelişme ivmesine sahip olduğunu düşünmekteyiz. Yapısal dönüşüm yaşayacak teşvikli sektörler ve yeni teknolojilerin hızlı büyüme potansiyeli sunduğu sektörlerde sermaye geri dönüş hızının daha da yüksek olacağı beklentisini taşımaktayız. Bu bağlamda aşağıda grupladığımız sektörleri öncelikli yatırım hedefimiz olarak belirlemiş bulunmaktadır:
- Tarım ve Gıda
- Bilişim Teknolojisi
- Yenilenebilir Enerji
- Otomotiv Yan Sanayi
PLANLANAN TARIM VE GIDA YATIRIMLARI
Tarım ve gıda alanında öncelikle aşağıda belirtilen üç alanda yatırım yapılmasını planlamaktayız:
Tarım Yatırımları:
Türkiye, tarım bakımından bölge ülkeleri arasında önemli bir yere sahiptir. Sektördeki üretim artışı özellikle 1963 yılında başlayan planlı dönemle birlikte hızlanmış ve yıllık büyüme hızı uzun dönemde ortalama %3.3 olarak gerçekleşmiştir. Verimlilik; ikinci üretim, üretim tekniğinin gelişmesi, kimyasal gübre, tarımsal ilaçlar, sulama, suni tohumlama, yem, damızlık hayvan sayısı ile mekanizasyon gibi üretim girdilerindeki artışa bağlı olarak zaman içinde artmıştır.
Türkiye dünyanın toprak açısından büyük ülkelerinden biridir. Ülke topraklarının %16'sını çayır ve otlaklar, %26'sını ormanlar ve %35'ini tarım alanları oluşturmaktadır. Ekili ve dikili alanın %83.5'inde kuru tarım, %16.5'inde sulu tarım yapılmaktadır. Tarımsal üretimin %68.5'ini bitkisel ürünler,
BASKENT BILOKLAL KURMATİKEN YATIRIM ORTAKLIĞI A.Ş.
%25.4'ünü hayvancılık, %2.7'sini ormancılık ve %3.4'ünü de su ürünleri oluşturmaktadır. Tarla ürünleri ve meyve üretimi bitkisel üretimin yaklaşık dörtte üçünü kapsamakta, tarla ürünleri içerisinde buğday ilk sırada yer almaktadır. Türkiye; fındık, incir ve kayısı üretiminde dünyada 1., taze sebze, üzüm ve tütün üretiminde 4., buğday ve pamuk üretiminde ise 7. sıradadır.
Türkiye'de son yıllarda sulama ve toprak işleme faaliyetlerinde devlet tarafından sağlanan altyapı kolaylıkları, tarımın gelişmesini olumlu yönde etkilemiştir. Söz konusu altyapı çalışmalarında en önemli proje, Güneydoğu Anadolu Projesi'dir. Türkiye'de 1980 yılı sabit fiyatlarıyla GSMH'nın %25'ini oluşturan tarım sektörünün payı 1990 yılında %16.3'e, 2002 yılında da %13.8'e 2009'da %8,3'e gerilemiştir. Bu süre zarfında, Türkiye tarımdan sanayi ve hizmet sektörüne doğru gerçekleşen ekonomik dönüşümünü sürdürmüştür. Gayrisafi yurt içi hasıladaki payının düşmesine rağmen, Türkiye'deki tarımsal üretim seviyesi 2000 yılından bu yana artış göstermektedir. 2008 ve 2009 yıllarındaki tarımsal üretim sırasıyla 73 milyar TL ve 79 milyar TL olarak açıklanmıştır. Sektör, Mart 2010 itibarıyla 5,2 milyon kişiye istihdam sağlamaktadır. Bu rakam Türkiye'deki toplam istihdamın %24'ünü oluşturmaktadır.
Yakın geçmişe kadar tarıma olan ilgide bir azalma gözlenmesine rağmen son yıllarda özellikle organik tarımın önem kazanması, küresel ısınma ve kuraklık artan nüfus gibi gerekçelerle tarımın yeniden önem kazandığı gözlenmektedir. Son dönemlerde, özel girişimcilerin tarım sektöründe yatırım yapmaya olan ilgileri artmaktadır.
- Hayvancılık Yatırımları: Son 20 yılda Türkiye'nin nüfusu sürekli artış gösterirken, hayvan varlığı tam tersine azalmaktadır. Türkiye'nin tüm bölgelerinde koyun yetiştiriciliği yapılabilmekle birlikte, Orta, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri coğrafyaları itibariyle çok daha uygundur. Neredeyse sıfır besi maliyetiyle üretim yapmak mümkündür. Ancak son 20 yılda başta terör nedeniyle kırsal kesimde yaşayan ve hayvancılıkla uğraşan nüfusun sektörden uzaklaşmak zorunda kalması, Türkiye'nin koyun varlığında önemli azalmaya neden olmuştur. 1980 yılında 48 milyon baş olan koyun varlığı, 25 milyon başa gerilemiştir. Koyun varlığındaki 23 milyon baş civarındaki azalmanın ekonomiye maliyeti 3 milyar doları bulmaktadır.
Tarımda ileri ülkelerin çoğunda hayvancılığın tarımsal üretim içindeki payı yüzde 50'nin üzerindeyken, (Fransa'da yüzde 60, İngiltere'de yüzde 70 ve Almanya'da yüzde 75) bu oran Türkiye'de yüzde 25-30 seviyesindedir. Türkiye'de yaklaşık 4 milyon tarım işletmesinin yüzde 96'sında bitkisel üretim ile hayvancılık birlikte yapılmaktadır. Yalnızca hayvansal üretim yapan işletme oranı ise yüzde 4'tür. Hayvancılıkla uğraşan işletmelerde ise hayvan sayısı düşüktür. Türkiye'deki işletmelerin yüzde 72'sinde 1-4 baş hayvan bulunmaktadır.
Türkiye'de yılda 1 milyon ton kırmızı et tüketilmektedir. Resmi verilere göre, kesilen hayvanlardan elde edilen et miktarı 400-450 bin ton civarındadır. Aradaki fark Türkiye'de 550-600 bin tonluk etin kayıt dışı ve kaçak tüketildiğini ortaya koymaktadır. Türkiye'ye kaçak hayvan girişi, sınırlardan özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da Van, Hakkari ve Şırnak'tan, Trakya'da Edirne'den, Akdeniz Bölgesi'nde özellikle Mersin'den, Karadeniz Bölgesi'nde de Trabzon'dan yapılmaktadır. İran'dan yapılan hayvan kaçakçılığının, Doğu Anadolu Bölgesi'nde yapılan hayvancılığa darbe vurmakla birlikte, bölge halkı için geçim kaynağı haline geldiği kaydedilmektedir. Kaçak giren etin rakamsal bilançosunun ise yaklaşık 5 milyar YTL olduğu hesaplanmaktadır.
Gelişmiş ülke olmanın önemli göstergelerinden biri de hayvansal protein tüketimidir. Türkiye'de kişi başına düşen kırmızı ve beyaz et miktarı toplamı yıllık ortalama 16,4 kg'dır ABD ve AB kişi başına düşen ortalama kırmızı et miktarı 85 kg ve üzerindedir. Türkiye'de kırmızı et aynı zamanda dünyanın en pahalılarındadır. AB'nde kırmızı etin kilosu 3-4 euro dolayındadır. Son zamanlarda yapılan ithalat ile fiyat kontrolü ise geçici bir tedbir görünümündedir.
Hayvancılıkta artan talebin iç kaynaklarla karşılanabilmesi için geleneksel yöntemlerin yetersiz kaldığı görülmektedir. Bu yüzden ölçek ekonomisine dayalı, entegre tesisler ile soy ıslahına ihtiyaç vardır.
BASKENT BİRİNCİ BÜYÜKLÜĞÜ YATIRIMLARI
Önümüzdeki yıllarda bu arz eksikliğin hızla kapatılması gereği sektörde yeni atılımları zorunlu kılmaktadır.
- Kültür Balıkçılığı Yatırımları: Türkiye’de özellikle lokantalarda yenilen balıkların büyük bölümünün ithal balıklardan meydana gelmektedir. Lahoz, Somali’den dil balığı, mercan, mezgit, sinarit gibi balıklar Gana’dan, somon balığı, barbunya, kalkan, uskumru balığı Norveç’ten ithal edilmektedir.
İthal balık dondurulmuş ve buzlanmış olmak üzere iki yöntemle getirilmektedir. Dondurulmuş balığın raf ömrü uzun olmasına rağmen buzlanarak dondurulmadan getirilen balıkların 2-5 gün içinde tüketilmeleri gerekmektedir.
Balık, birçok gıda maddesi ile kıyaslandığında bozulması daha hızlı olan bir üründür. Bu nedenle depolanması ve tutulması konusunda çok daha fazla özen gösterilmesi gerekmektedir. Tezgâhtaki ürünlerin düzenli olarak tazelik kontrolünden geçmesi zorunluluğu vardır. Tazeliğini kaybeden ürünler tezgâhlardan toplanır ve imha edilir. Çünkü, balık bozulma açısından riskli bir üründür. Tazeliği bitmek üzere olan bir ürün daha düşük fiyatla satılamaz. Uzmanlar günümüzde menşei ve nakil koşulları güvenilir olmayan ithal balık tüketmek yerine, çiftlik balığı tüketimini önermektedir.
2009’da denizlerimizden 380 bin ton balık üretilmiştir. Bunun 204 bin tonu hamsidir. Hamsi dışındaki deniz balıkları üretimi 176 bin ton, çiftliklerdeki balık üretimi ise 158 bin tondur. Yıl içinde deniz ürünleri avcılığında %6,14 azalma olduğu halde, yetiştiricilikte %4,30 artış sağlanmıştır. Çiftliklerde en çok çipura ve levrek yetiştirilmektedir. Çiftliklerde çipura 14 ayda, levrek 18 ayda porsiyonluk boya (350-400 gr) ulaşmaktadır. Balık larvaları (yavruları) belli büyüklüğe gelinceye kadar steril sularda, daha sonra 45 grama gelinceye kadar havuzlarda beslenmekte, 2 gramdan itibaren denizdeki ağların içine atılmaktadır. Çiftlik balığı 1 kg et ağırlığına gelinceye kadar 2 kg yem tüketmekte, maliyetin yüzde 60’ını yem teşkil etmektedir. Diğer gider kalemleri aşı, işçilik ve sabit giderlerdir.
Geçtiğimiz yıllar içinde yasal balık çiftliklerinin tamamı açık denize çıkarılmıştır. Taşınma maliyetleri ve ardından yaşanan krizden olumsuz etkilenmişlerdir. Bankaların kredileri kısması ve yem üreticilerinin vade kısaltması, sektörün en önemli sorunudur. Hem sağlıklı balık tüketimi hem de ithal ikamesi açısından çiftlik balıkçılığının finansal olarak desteklenmesi gerekmektedir.
PLANLANAN BİLİŞİM TEKNOLOJİSİ YATIRIMLARI
Bilişim teknolojisi, (BT), enformasyon teknolojisi, bilgisayar tabanlı bilişim sistemlerinin, özellikle yazılım uygulamaları ve bilgisayar donanımının incelenmesi, tasarlanması, geliştirilmesi, yürütülmesi, yönetimi ve desteğine verilen addır. BT temel olarak bilgisayarların ve yazılımların aracılığıyla bilginin işlenmesi, dönüştürülmesi, saklanması, korunması, iletilmesi ve bu bilgiye güvenli bir biçimde erişilmesini sağlar.
Günümüzde bilişim teknolojisi terimi, bilgisayar ve teknolojinin çeşitli yönlerini içine alacak şekilde genişlemiş ve bilinir hale gelmiştir. BT alanında çalışanlar, uygulama yüklenmesinden karmaşık bilgisayar ağlarının ve veri tabanlarının tasarımına varan çeşitli görevleri yerine getirirler. Bu görevlerden bazıları, veri yönetimi, ağ bağlantıları, bilgisayar donanımı, veri tabanı ve yazılım tasarımı ve sistem yönetimini içerir.
2009 yılında yaşanan ekonomik krizin ardından yüzde 4,3 küçülen Avrupa bilişim pazarı, 2010’da yüzde 1,2 büyümüştür. Bilişim pazarı 2010’da dünyada 2,5 trilyon avroya (3,3 trilyon dolar) ulaşırken, Türkiye bu pazardan binde 8’lik pay almıştır.
Geçen yıl Türkiye bilgi teknolojileri ve iletişim sektörü büyüklüğü 27,3 milyar dolara ulaşmış, bu hacmin 20 milyar doları iletişim, 7,5 milyar doları bilgi teknolojileri sektöründen ileri gelmiştir. İletişim sektörü yüzde 73 ile toplam sektörde en büyük paya sahiptir.
BASKENT BILOMİLİK, BİZMETLERİ YATIRIMI
Önceki yıl iletişim, özellikle 3G alanındaki yatırımlar bilişim sektörünün büyümesinde etkili olurken, geçen yıl özellikle yazılım ve hizmetlerinin öne çıktığı görülmüştür. 2011 yılında toplam pazardaki büyümenin, özellikle yazılım ve hizmetlerde yaşanacak büyüme ivmesi ile devam etmesi öngörülmektedir.
Türkiye’de 2010 yılında 10 ve daha fazla çalışan olan girişimlerin %90,9’u İnternet erişimine sahip olup, bu oran 2009 yılında %88,8’dir. İnternet erişim oranı 250 ve üzeri çalışan olan girişimlerde %98,4’ iken, 50-249 çalışan olan girişimlerde %96,9, 10-49 çalışan olan girişimlerde ise %89,7’dir.
Girişimlerde bilgisayar kullanımı 2009’a göre % 90,7’den %92,3’e yükselmiş, 2010 yılında girişimlerin %90,9’u İnternete erişimde genişbant bağlantı kullanmıştır. DSL bağlantı (ADSL, VDSL vb.) %87,3 ile girişimler tarafından İnternete erişimde en çok kullanılan genişbant bağlantı tipidir.
Telefon hattı ile çevirmeli bağlantı veya ISDN gibi darbant bağlantı tipleri ise girişimlerin %18,0’ı tarafından kullanılmıştır. 2010 yılı Ocak ayında, İnternet erişimine sahip girişimlerin %78,1’i İnterneti “bankacılık ve finansal hizmetler” için, %28,3’ü ise “eğitim ve öğretim” için kullanmıştır. 2009 yılında girişimlerin kamu kurum ve kuruluşları ile iletişimde İnterneti kullanma oranı %66,1’dir. İnternet erişimine sahip girişimlerde ise bu oran %72,8’dir.
2010 yılı Ocak ayında İnternet erişimine sahip girişimlerin %57,8’i web sayfasına sahiptir. Web sayfasına sahip olan girişimlerin, bu sayfalar üzerinden sundukları hizmetler sırasıyla %78,4 ile “ürün katalogları ve fiyat listesi”, %33,5 ile “web sitesinin güvenliği ile ilgili olarak güvenlik politikası beyanı, gizlilik mührü veya sertifikası” ve %28,1 ile “açık iş pozisyonları için ilanlar ve çevrimiçi (online) iş başvurusu”dur.
PLANLANAN YENİLENEBİLİR ENERJİ YATIRIMLARI
Yenilenebilir enerji, sürekli devam eden doğal süreçlerde var olan enerji akışından elde edilen enerji türüdür. Yenilenebilir enerji kaynaklarının en büyük özellikleri, karbondioksit emisyonlarını azaltarak, çevrenin korunmasına yardımcı olmaları, yerli kaynaklar oldukları için enerjide dışa bağımlılığın azalmasına ve istihdamın artmasına katkıda bulunmaları ve kamuoyundan yaygın ve güçlü destek almalarıdır. Bir başka deyişle, ulaşılabilirlik, mevcudiyet ve kabul edilebilirlik özelliklerinin hepsini birlikte taşımaktadırlar.
Türkiye’de, enerjideki talep artışı dünya ortalaması üzerinde gerçekleşmektedir. Son 10 yılda Türkiye, elektrik ve doğal gaz tüketim artış oranları bakımından Çin’den sonra ikinci sırayı almaktadır. Talep artışı, kaçınılmaz olarak bu alanda bir yatırım ihtiyacını doğurmaktadır. 1990 yılında Türkiye’deki toplam elektrik üretiminin yüzde 17,7’lik bölümü doğalgaz ile gerçekleştirilirken, bu oran 1991’de yüzde 20,9’a yükseldi. 1992’de yüzde 16,1’e, 1993’de yüzde 14,6’ya gerileyen çevrim santrallerinde üretilen elektriğin, toplam üretim içindeki payı 1999 yılında yüzde 31,2’ye, 2001 yılında yüzde 40,4’e, 2003 yılında yüzde 45,2’ye, 2008 yılında da yüzde 49,7’ye kadar yükselmiştir.
Doğalgaza olan bu yüksek oranlı bağımlılık ayrıca, 26 Ağustos 2009’da ise Kyoto Protokolü’ne imza konması Türkiye’de uzun süredir yenilenebilir enerji konusunda yükselen bir ilgi yaratmıştır. TBMM de bu ilgiden uzak kalmamış, bir süredir beklenen Yenilenebilir Enerji Kanunu’nu 2011 yılı Ocak ayında kabul etmiştir. Yasa, yenilenebilir kaynaklara dayalı elektrik üretiminin teşvikini amaçlamaktadır. Kanunda, enerji üretiminde kullanılan tesislerde yerli üretim aksam ve teçhizat kullanımı durumunda ek destekler uygulanması da öngörülmektedir.
Satın alma ve birleşme danışmanlık şirketi IMAP tarafından hazırlanan rapora göre küresel alternatif ve yenilenebilir enerji sektörü, 2009 yılında krize rağmen hızla büyümüştür. Alternatif enerjinin üç kaynağının gelirleri 2008 yılına göre yüzde 15.8 oranında yükselişle 144.5 milyar dolara ulaşmıştır. Devlet destekleri ve teşvikler dünya genelinde kurulu rüzgar kapasitesinin yüzde 31’e, güneş
BASKENT BIENEL KIYMET YATIRIM ORTAKLIĞI
kapasitesinin yüzde 47'ye, biyoyakıt kapasitesinin ise yüzde 21'e çıkmasını sağlamıştır. Dijital enerji uygulamaları, enerji tasarrufu aygıtları, elektrikli araçlar gibi akıllı enerji teknolojileri daha fazla oranda risk sermayesini ve özel sermaye yatırımlarını çekmiştir. 2009'un ikinci çeyreğinden 2010'un ikinci çeyreğine kadar alternatif ve yenilenebilir enerji sektöründe yüzde 54.8'lik artışla 20.4 milyar dolar değerinde 391 işlem gerçekleşmiştir. Güneş ve rüzgar, toplam hacmin yaklaşık yüzde 58'ini oluşturmuştur. Bu dönemde 5.4 milyar dolar değerli 23 alternatif ve yenilenebilir işlemi ile Çin, birinci sırada, ABD ise, 2.6 milyar dolar değerinde 72 işlem ile ikinci sırada yer almıştır. Onu İspanya, Filipinler ve Hindistan takip etmiştir.
Türkiye, başta rüzgar ve güneş olmak üzere geniş bir yenilenebilir enerji kapasitesine sahiptir. 2011 yılında yasal at yapı ve teşviklere de kavuşan sektör yüksek kamuoyu desteği almanın yanı sıra başta Dünya Bankası kaynaklı olmak üzere ucuz kredi temini imkanlarına da sahip bulunmaktadır.
PLANLANAN OTOMOTİV YAN SANAYİ YATIRIMLARI
Artan akaryakıt fiyatları ve çevre bilincinin gelişmesi ile birkaç yıl öncesine kadar prototip olarak tanıtılan elektrikli otomobiller hızla ticari üretim aşamasına gelmektedir. An son Avrupa'nın en prestijli ödüllerinden biri olan "Car of The Year" unvanını yüzde 100 elektrikli bir model olan Nissan Leaf kazanmıştır. Elektrikli otomobiller, batılı ülkelerin tümünde vergisel olarak özendirilmektedir. Önümüzdeki 5-10 yıl içinde trafikteki elektrikli otomobil sayısında geometrik bir artış olacağı beklenmektedir. Bu yüzden otomotiv yan sanayi yatırımlarımızı öncelikle Türkiye'de henüz yeni kuruluş aşamasında bulunan elektrikli otomobil teknolojisi üzerinde yoğunlaştırmayı planlamaktayız.
Türkiye'nin ilk elektrikli otomobili olacak Renault Fluence ZE'nin seri üretiminin 2011 Eylül ayı itibariyle başlatılması planlanmaktadır. 2012 ortasına kadar da elektrikli Kangoo, elektrikli Clio ve Zoe modellerinin üretim bandına girmesi hedeflenmektedir. Renault'nun elektrikli araç üretme kapasitesi senede 30 bin adet olacaktır.
Elektrikli Fluence şu anki mevcut modeline göre biraz farklı teknik yapıdadır. Tamamı elektrik motoruyla tahrik edilen bu model için alt yapı kurulması şarttır. Bunu yapabilmek için Renault İstanbul Büyükşehir belediyeleriyle işbirliği anlaşmaları imzalamış, ardından Ankara ve Gaziantep belediyeleriyle işbirliği yapmıştır. İlerleyen aylarda diğer büyük illerle bu protokoller yapılması hedeflenmektedir.
Son çıkan torba kanunu ile Fluence'ın yüzde 3'lik bir ÖTV ile vergilendirileceği konusu aydınlığa kavuşmuştur. Dolayısıyla artık arabayı satın almakla ilgili bir problem kalmamıştır. Sadece müşteri otomobili aldıktan sonra kullanırken şarj edilmesi için istasyonların ve alt yapının kurulması bundan sonraki en büyük gelişim aşaması olarak gözükmektedir.
Elektrikli araç yeni bir teknoloji ve üretim sayıları az olduğu için birkaç tane dünya devi firma, tüm marka ve motorlara aynı akü modüllerini ve aynı elektronik komuta ünitelerini sağlamaktadır. Söz konusu firmalar, çeşitli ayarlar yaparak kendi modellerini tüm markalarda kullandırmaktadır. Türkiye'de de süreç bu şekilde başlayacaktır. Ancak zaman içerisinde bir entegrasyon veya yerlileştirme olacak ve mevcut konvansiyonel motorlu araçlarda olduğu gibi güçlü bir yan sanayi teşekkül edecektir.
3. MENKUL KIYMET YATIRIM ORTAKLIĞI STATÜSÜNDEN ÇIKILMASININ VERGİ AVANTAJINI YİTİRMESİNE YOL AÇACAĞINA İLİŞKİN BİLGİ:
Yatırım Ortaklıklarının kazançları 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. Maddesi gereğince Kurumlar Vergisi'nden istisnadır. Ana sözleşme değişikliğinin Genel Kurul'da onaylanması
BAŞKENT MENKUL KIYMETLER YATIRIM ORTAKLIĞI
durumunda Başkent Menkul Kıymetler Yatırım Ortaklığı A.Ş.'nin yatırım ortaklığı statüsünden çıkmasından itibaren kurum kazancı üzerinden %20 oranında Kurumlar Vergisi ödemeye başlanacaktır.
Yatırım Ortaklıklarının temettü ödemesi "brüt=net" oran üzerinden yapılmakta olup, stopaj kesintisi yapılmamaktadır. Ana sözleşme değişikliğinin Genel Kurul'da onaylanması durumunda Başkent Menkul Kıymetler Yatırım Ortaklığı A.Ş.'nin yatırım ortaklığı statüsünden çıkmasından itibaren tam mükellef kurumlar hariç tam mükellef gerçek kişi, dar mükellef gerçek kişi ve dar mükellef tüzel yatırımcılara temettü dağıtılması durumunda % 15 stopaj kesintisi yapılacaktır. (Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması varsa anlaşma hükümleri göz önünde bulundurularak).
İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında yatırımcıların yatırım ortaklıklarının hisse senedi alım satımı neticesinde oluşacak gelirleri üzerinden Geçici 67. madde kapsamında %10 stopaj kesintisi yapılmaktadır. Ana sözleşme değişikliğinin Genel Kurul'da onaylanması durumunda Başkent Menkul Kıymetler Yatırım Ortaklığı A.Ş.'nin yatırım ortaklığı statüsünden çıkmasından itibaren bu oran diğer hisse senetlerinde olduğu gibi % 0 uygulanacaktır.
4. MENKUL KIYMET YATIRIM ORTAKLIĞI STATÜSÜNDEN ÇIKILMASININ İMKB KOTASYON KOŞULLARI AÇISINDAN DURUMUNUN TEKRAR DEĞERLENDİRİLECEĞİNE İLİŞKİN BİLGİ:
Ana sözleşme değişikliğinin Genel Kurul'da onaylanması durumunda Başkent Menkul Kıymetler Yatırım Ortaklığı A.Ş.'nin yatırım ortaklığı statüsünden çıkması ile kotasyon koşulları açısından durumunun tekrar değerlendirilmesi için İMKB'ye başvurması gerekmektedir. İMKB tarafından yapılacak değerlendirme sonunda İMKB Yönetim Kurulu'nca alınacak olan karar ile Şirketimiz hisseleri, Şirketimizin durumuna uygun pazarda işlem görecektir.
5. İMTİYAZLI A GRUBU PAY SAHİBİ MURAT GÜLER'İN HİSSELERİ SATIN ALMA TAAHHÜDÜ:
Sermaye Piyasası Kurulunun kararı uyarınca, faaliyet değişikliğinin görüşüleceği genel kurul toplantısında esas sözleşme değişikliğinin onaylanması halinde, genel kurul toplantısında olumlu oy veren ortaklar dışındaki tüm ortakların payları, genel kurul toplantısından önce kamuya en son açıklanan pay başına net aktif değer üzerinden imtiyazlı hisse sahibi Murat GÜLER tarafından satın alınacaktır.
Konu ile ilgili olarak, Şirketimiz nama yazılı imtiyazlı A grubu pay sahibi Murat GÜLER 07.07-2011 tarihinde, Başkent Menkul Kıymetler Yatırım Ortaklığı A.Ş.'nin yatırım ortaklığı statüsünden çıkma başvurusu ile ilgili olarak Sermaye Piyasası Kurulu'nun 14.07.2011 tarih ve 22/689 sayılı toplantısında alınan karar çerçevesinde, Şirket'in yatırım ortaklığı statüsünden çıkmasına ilişkin esas sözleşme değişikliklerinin genel kurulda onaylanması halinde, Şirket genel kurul toplantısında olumlu oy veren ortaklar dışındaki tüm ortakların paylarını, genel kurul toplantısından önce kamuya en son açıklanan portföy tablosunda yer alan pay başına net aktif değer üzerinden, genel kurul toplantısının müteakip 6 işgünü içerisinde kendisi tarafından satın alınmasına ilişkin bir taahhütnameyi imzaladığını ve Sermaye Piyasası Kurulu'na gönderdiğini şirketimize bildirmiştir.